mimarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mimarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2013 Pazartesi

Nasıl (Yine) İşsiz Kaldım?

Çisil yazdı...

İş hayatında başıma gelenler, çöldeki bedevinin başına gelmemiştir. Zaten eğitim süreci yeterince külfetliyken, iş hayatında biraz rahat nefes almak mimarların hakkı diye düşünüyorum. Çemkirmeye başlayacak olursam durum şu:

Tek tercihim. Ölüyorum mimar olamazsam diye korkudan. İlk senem. 10 sene
daha hazırlanmaya razıyım. Öyle yada böyle, ailemle oturduğum müzakerelerle, 4 senede bitirmek koşuluyla yerleşiyorum, "Mimarlık-Mühendislik Fakültesi, Mimarlık Bölümü"ne. Nasıl hevesli ve deliyim anlatamam. 50 kilo başlıyorum okula, 2 ay sonra 38 kilo kalıyorum. Uyku yok, yemek az, sigara çok. Hakaret işitip, projeni savunmayı öğreniyorsun, hisleri mekana dönüştürmenin kıvılcımı düşüyor daha yeni. Aslında (müteahhit kafasında değilse)  her mimarın içinde olan o acemi ve telaşlı hisleri fark edip ehlileştiriyorsun. Başkasının yüklediği sorumluluklarla iş yapmaya alışmışsın o güne kadar. Birey olmanın temel adımı, sorumluluklarını kendin belirlemeyi öğreniyorsun. Her neyse. Bilirsiniz işte. Sonraki seneler de de aynı tempoda çalışmaya devam ettim. Projelerim "hiç proje beğenmez" denen hocalard
an A aldı, yarışmalar için aday gösterildi, hocalar yan çizdi kaldı. Yani hevesim hep kursağımda kaldı. Aynı gün aynı saatlerde hem "Yapı Fuarında" hem "Yapı Bilgisi Dersinde" hem "Tarihi Kentlerin Koruma Sorunları Konferansında" olmamız beklendi bizden. Nasıl oldu bilmiyorum ama hepsine de yettik bi şekilde. Boşuna demiyorum Superkız'ım diye. Okul çıkışı yeni AVM'yi görüp, mimari açıdan eleştirmemiz de istendi, AVM içindeki sinemanın akustik sorunlarını incelememiz de, oturup ertesi güne projeyi 1/100 ölçeğe kadar detaylandırıp getirmemiz de. Takıldığımız barda, barmenin yanında durmak farzdı. Anatomik, ergonomik ve psikolojik sınırları kavramak ve tasarlamak için. Hem eskiz çizer, hem içerdik napalım. =)

Sonra ne mi oldu. 18 kişilik bir atölyede 12 kişi kaldık! Hem de bana o A'ları veren hoca bıraktı bizi. Şaka
gibi. Adın çıkacağına canın çıksın derler ya. Bi kere kalınca, kara leke yapışıyor insanın alnına. 175x200 maketleri yapan ben değilmişim gibi tembel damgası yedim mi?! Sonra 5 yarıyıl boyunca yalnızca proje dersi aldım.  Böylece okurken iş hayatına atılanların arasına sıkıştım. Staj yaptığım yer, ablam diyeceğim tatlı bir mimarındı. Bana da kapısı hep açıktı, o yüzden ilk senelerde bile parasız pulsuz gider çalışırdım. Sonuç, bugün Marmara Ereğlisi'nden geçerken, "Bu okulun iç mekan çizimlerini ben yaptım, Feza Ablayla beraber seçmiştik." "Aaa Carousel Journey ilk başladığım hafta çizmiştim." "Ahahaha Forum daha şantiyeyken biz rölöve almaya giderdik naber." oldu. Hayatımın en güzel patronu, iş arkadaşlıkları, ürünleri orada çıktı.

Ama mimar kişisi büyük ölçekli projeye alıştığı için, iç mekan bi süre sonra kesmez. Bu kez 4 araç değiştirerek Avrupa yakasının bir ucundan çıkıp, Feneryolu'na (Bağdat Caddesi) gitmeye başladım. Lojistik merkezleri, farbrikalar, tershane ofis birimleri... Ama birkaç sorun vardı. Maaşım zaten 3 kuruş olduğu gibi, bir de zamanında yatmıyordu. Sigorta için aldığı belgeleri kaybeden patronum, personeline gülümsemek hatta günaydın demekten çok uzaktı. 1 maaşımı içerde bırakarak ayrıldım. Düşüncem şuydu: "Mimar insanı ne anlar işletmeden, ticaretten. Ofis idaresinden anlayan bi yerde işe başlamalıyım." Bu kez İstanbul'un diğer ucu Beylikdüzü'nde başladım. Bir Grup Şirketinin, inşaat departmanı olduğu kanısındaydım. Patronum ekonomistti. Bu kez kazıklanamazdım. İnanmazsınız rüya gibiydi. Adıma hemen kart basıldı, belediye başkanı, imar müdürü, hatta milletvekili tanıdım. Öğreneceğim çok şey vardı burada. Ta ki bir gün patron gelip, Irak'ta o anda projesini çizmekte olduğumuz adama "yumurta" ihraç etmek istediğini ve teknikerimi bu konuna piyasa araştırması yapmak için görevlendirdiğini söyleyene dek. Sonra zaten bi daha hiç bişey yoluna girmedi. Ne zaman ki elinde bir çekle karşıma dikilip, "muhasebeciyi de tanıyorlar beni de, o yüzden bu çeki sen tahsil et benim hesabıma yatır" dedi, işte o gün çantamı alıp çıktım. Üstüne gitmedim ama, o rüyanın bi paravan oluğunu da biliyorum. Kısacası ucuz atlattım.

Ve sonra Mecidiyeköy'de başladım işe. Çok zaman olmadı. 18.00'de biten mesaim 20.00'ye çekildi, habersiz. Sanki bahçede köpeğine attığı topu istermişcesine tavırlar, çizdiğim tertemiz proje yüzünden bile azarlanmalar. İnanmazsınız, günde mutlaka 1avan, 1 belediye projesi çıkartıyordum. Benden mükemmel ötesi olmamı beklerken, maaşımı bile vadedilen günde alamadım. Ofiste yalnız çalışıyorum. Hazırlanacağı söylenen haklarımı gözeten sözleşme, unutuldu. Ofisten 19.30da çıkmak istiyorum yoruldum dedim diye azarlandım. Arife günü çalıştım, geç çıktım, ailemin yanına gideceğim otobüsü kaçırdım. 30 Ağustosta çalıştım. 17.30a kadar projeyi ne tabletten, ne laptoptan kontrol etmeyen insan, o saatte gelip beni kaprisleriyle, özel görüşmeleriyle 19.30a kadar oyaladı. Kapıda sevgilimi, hastanede arkadaşlarımı saatlerce beklettim, çıkmam lazım dedikçe, işim uzatıldı. Öğle aram 15dk'ya kısaldı. Eve 2 saatte dönebildim, yemeğimi hazırladım, yiyemeden uyudum, tükendim. Şimdi buradan da çığlıklar atarak kaçmak üzereyim. Haksızım 15 gün önceden söylemedim. Aldığım maaş, her yerde alacağım kadar.

Karamsarım. Onca eziyetten sonra, bir şeyler öğrenebileceğim, öğretebileceğim, ait olabileceğim bir yerde çalışmak istiyorum. Görgüsü, terbiyesi, kültür seviyesi bana yakın (en azından bir) insan(lar)la aynı ortamda çalışmak istiyorum. Seyahat engelim yok, kaprisim yok, yakında çocuk doğurma ihtimalim yok, patron arkasını dönünce kaytaran yapım yok. Gel gör ki bugün konuşup, kaçtıktan sonra, yarın sabah artık bir işim de yok.

Not: İşten ayrıldım. 2-3 hafta, iş günlerimi azaltarak çalışmayı ve karşılıklı mağduriyeti önlemeyi öneren patronum, 2 saat sonra fikrini değiştirip yalnız beni mağdur etti. Ne diyebilirim ki, kesinlikle çok iyi oldu.

(Tüm bunları okuyup, "bizim komşunun torunun karısı mimar arıyordu, bi sorayım" diyen olursa CVmi atarım. hea ben evi elden geçiriyorum bi el at diyen olursa da atarım. iletişin benimle yeter ki =)

Çisil

24 Nisan 2013 Çarşamba

Çukurcuma Hızla Başkalaşıyor

Deniz Özcan yazdı..

Bağlamsallık üzerinden mimarlıkta yer okuması dersi kapsamında inceleme konusu olarak Çukurcuma Mahallesi seçildi. Seçime yön veren ise mahallede yer alan “çıplak ayaklar kumpanyası” adındaki mütevazi performans mekanı ile kurulan ilişki oldu. Mekana ulaşım sırasında, mahallenin aktörlerinden olan, sokakların ve yapıların rengini, kokusunu algılama fırsatı buldum.

Bu deneyim, ders için uygun malzemeleri içinde barındırıyordu. Bir mekana, yer olma özelliğini ne gibi faktörlerin katkı sağladığı noktasında birçok doneye ulaşmak mümkündü. Mahalleleri sınırlandıran ne bir tel örgü ne de bir istinat duvarıdır. Sınırları yaratan kullanılan mekanlar, sokaklardır. Mahalleler nefes alır, sokağı yaşarlar. Giderek insan ilişkilerinin betona büründüğü, sokaktan koptuğu şehir yaşantısında, Çukurcuma hala nefes alabiliyor. Ancak rantın artarak devam ettiği bir ortamda bu mahallenin başkalaşmadan kalabilmesi kullanıcıya kalmış durumda.
 
Çukurcuma geçmişine değinmek gerekirse, Cenevizliler döneminden itibaren ticaretin yaygın olduğu bir merkez. Ticaretin baş aktörleri ise antikacılar. Bölge farklı kültürlerin etkisinde olduğu için antika ürünleri çeşitlilik göstermektedir. Peki, bu farklı kültürler hangileri? Müslümanlar, Museviler, Rumlar, Ermeniler… Bir rivayete göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethinden sonra ilk Cuma namazını bu bölgede kılıyor. Bölgenin fiziki yapı özelliği olarak çukur bir alanda yer alıyor olması ile birlikte de mahalleye adı bu şekilde veriliyor. Tipik bir Osmanlı mahallesi özelliği taşıyan Çukurcuma, Sultan II. Mehmed tarafından kurulan Tophane-i Amire ile askeri bir kimlik taşımaya başlıyor. O dönemde bölgenin konut ihtiyacını karşılıyor.
16.yy 1540’larda Mimar Sinan tarafından yapılan bir cami bulunuyor, Çukurcuma Cami. 1 Mart 1823 yılında çıkan “Firuzağa yangını” sonrası kullanılamaz hale gelen cami geçirdiği onarımla şimdiki mescid görünümünü alıyor. 18.yy döneminde mahalleye Ömerağa Çesmesi yapılıyor. Çeşmelerin mahalle yaşamındaki rolü önemlidir. Sosyal yaşamın önemli unsurlarını içinde barındırır. Çukurcuma’da bu yüzyıldan itibaren Pera bölgesine yerleştirilen büyükelçiler için çoğu kagir yapı niteliğinde, Yunan-İngiliz-İtalyan sefarethaneleri inşa ediliyor. 19.yy sonu 20.yy başlarında tipik Osmanlı yapıları yanında kagir yapıların sayısı artmaya başlıyor.


Birbiriyle kaynaşmış şekilde yaşayan Çukurcuma’nın ilk kırılma noktası Rumların Yunanistan’a göçü ile oluyor. Ardından sonraki süreci Anadolu’dan bölgeye göç izliyor. İlk gelenler ise Bayburtlular. Bu göç ile birlikte mevcut yapıların kullanımı veya yeni yapıların inşası, mahallede değişimi kaçınılmaz kılıyor. Konumu itibari ile semtin İstiklal Caddesinin hemen altında, Cihangir’e komşu olan mahalle, günümüzde rantın olumsuz etkileriyle yüzleşmeye başladı. Bu tanışma semtin yaşamını hızla başkalaştırıyor. Bünyesinde Cezayir Konsolosluğu, Fransız sokağı, Masumiyet müzesi, Firuzağa Hamamı, apart ve butik oteller, moda tasarım evleri, konsept butikler, sanat galerileri, takı atölyeleri barındıran Çukurcuma, büyük bir hızla yaşayan hayat damarlarını değiştiriyor. Alana özelliğini, tarihini yaşatan faktörler birer birer değişime uğruyorlar.
Semte olan ilginin ne denli arttığı ise şu örnekle gözler önünde; 100-200 bin liraya alıcı bulan konutlar şimdilerde 1-2 milyon liraya satılabiliyor. Bölgedeki kiralar %300 artmış durumda. Yeni kafelerin, Fransız sokağının, konsept tasarım mağazalarının, apart ve butik otellerin mahalleye taşımış olduğu yeni sosyal yapı, öncekinin yerini almaya devam ediyor.

Bu devam eden çizgi Çukurcuma’nın yer olma özelliğini etkilemeyecektir. Ancak ona bu anlamı katan değerleri başkalaştırdığı için özünü kaybederek farklı bir yapıya bürünecektir. Şehirler organiktir. Yaşarlar ve büyürler ... Bu büyüme planlı ve nitelikli olduğu sürece o şehir kaos ortamından kurtulur. Çukurcuma’yı başkalaştıran sosyal yapı insan egosu var olduğu sürece bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde,  devam edeceğe benziyor. İstanbul’u kaosa sürükleyen yaptırımlar bir süre sonra şehrin insanları taşıyamaz hale gelmesine neden olacaktır. Mahalleleri yıkıp yerine ranta dayalı bir düzenle yeni mahalleler yaratmak, buna da kentsel dönüşüm, kentsel yenileme adını takmak sosyal yaşama vurulan büyük darbelerdir. Bu süreç kimi zaman siyasi yönetimlerle kimi zaman da kullanıcının yaptıklarıyla devam ediyor. Antikacıların semti Çukurcuma hızla başkalaşmaya devam ediyor.

Deniz Özcan

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Online Project management